İş Sağlığı ve Güvenliği’nin İş Hukukundaki Yeri


 

 

is-hukuku

 

 

Genel kabul gören anlayışa göre, iş sağlığı ve güvenliğini de kapsayan iş hukuku, kamu-özel hukuk ayrımındaki çözülmeyi göstermek için en iyi örnektir. İş sözleşmesinin tarafı olan işçi ve işveren arasındaki ilişkinin hukuki kaynağı, aslında bir özel hukuk sözleşmesidir. Bu çerçevede ilke olarak eşitlik esasının geçerli olması gerekir. Buna rağmen, sosyal düşüncelerle devlet, iş ilişkisine işçiyi korumak düşüncesiyle müdahale eder. Devlet müdahale etmek zorundadır, çünkü işçi işverene bağımlı olarak iş görür. İşçinin bağımlılığı hem ekonomik hem hukuki hem de sağlığı bakımındandır. İşçinin geçimini sağlamada tek kaynağı ücretidir. İş ilişkisinin sürekliliği nedeniyle işçinin çalıştığı sırada başka yollardan para kazanma imkanı sınırlıdır. Bu bakımdan işçinin, ücretini ödeyen kimse olarak işverenine karşı ekonomik bağımlılığı vardır. İşverenin bu ekonomik ağırlığına karşılık, iş ilişkisinde işçi lehine bir denge sağlanabilmesi için işçinin korunması gerekir. Diğer taraftan iş sözleşmesinin sürekli niteliği, işçinin işverenine karşı kişisel bağımlılığı sonucunu doğurur. Çünkü iş ilişkisinin devamı süresince işçi, işin yürütümü bakımından işverenin otoritesi altındadır aslında işin görülmesi sırasında işçi, işin, işyerinin niteliğinden kaynaklanan riskler nedeni ile beden ve ruh sağlığı bakımından tehlike altındadır. Bu nedenle işçinin söz konusu hayati tehlikelerden korunması, yaşam hakkıyla bağlantısı nedeniyle işçi-işveren ilişkisinin ötesinde, kamusal bir zorunluluktur. Bu çerçevede özünde özel hukuk kurumlarıyla donatılan iş hukukunda, kamu hukukunun sınırlayıcı, tek taraflı koruyucu özellikler taşıyan bazı müdahaleleri ile işçi ile işveren arasında bir denge kurulması amaçlanmıştır. İş hukukuna kamu hukuku vasfı kazandıran bu müdahale gereği, işçi-işveren ilişkilerinin, çalışma hayatının devlet tarafından denetlenmesi, buna dair mevzuata uymayan işverenler hakkında özel hukuk yaptırımlarından başka kamu hukuku temelli idari ve cezai yaptırımlar uygulanması biçiminde kendini göstermektedir. Başlangıçta bir özel hukuk dalı olarak değerlendirilen iş hukuku, zamanla kamu hukuku ile sıkı bir ilişki içine girmiştir. Bu sıkı ilişkinin özünde de, en başta iş sağlığı ve güvenliğini sağlamaya yönelik kurallar yatmıştır. Sonuç olarak iş hukukunun hem özel hukuk hem de kamu hukuku karakteri yönleri bulunan karma bir hukuk dalı olduğu tespitine katılmamak mümkün değildir (Kabakcı, 2009).

sağlık-hukuku-300x185

İş hukuku hakkındaki karma hukuk dalı nitelemesine karşın, iş sağlığı ve güvenliğine   dair normlar kamu hukuku niteliklidir. Dolayısıyla iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı, işverenin iş sözleşmesinden doğan salt bir borcu değildir, esas olarak kamu hukuku nitelikli mutlak emredici bir yükümlülüktür. Konunun bu öneminin bilincinde olan kanun koyucu, işverenin iş sağlığı ve güvenliğini sağlama yükümlülüğünü ele alan bugüne kadarki tüm düzenlemelerde, yükümlülüğün sınırı olarak “gerekli” olan her şeyin yapılması olarak tespit etmiştir (1475 sK. m.73, 4857 sK. m.77). AB’nin iş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili temel düzenlemesi olan 89/391 sayılı Çerçeve Yönergesi esas alınarak hazırlanan yeni İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununda da, benzeri bir sınır vardır (m.4/1, a). “İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup bu çerçevede; … her türlü tedbirin alınması … için çalışmalar” yapmakla yükümlüdür (Kabakcı, 2014).

 

 

KULLANILAN KAYNAKLAR

  • Mahmut KABAKCI “ 6331 Sayili Kanunun İş Sağliği Ve Güvenliği Anlayişi Ve Risklerden Korunma İlkelerinin (M.5) İşlevi,” Sicil İş Hukuku Dergisi, 2014
  • Mahmut KABAKCI “ İş Sağlığı Ve Güvenliğinin Hukuk Sistemindeki Yeri”, Tbb Dergisi Sayı 86

Hazırlayan;

Merve KARAMUSTAFA

Kimya Mühendisi/ C Sınıfı İSG Uzmanı